29.5.26

Ümit Özdağ Belgeseli Hakkında-Yılmaz Parlar

  

“Ya Bir Yol Bulacağız Ya Da Bir Yol Yapacağız”

Türk Siyasetinin “Sessizliği Bozan Adamı”na Tarihi Belgesel

Büyük Tarihçinin Öngörüsü, "Geleceğin Lideri"

Prof. Dr. Halil İnalcık, "Geleceğin Lideri Prof. Dr. Ümit Özdağ'a en iyi dileklerimle."

Türk siyasi tarihinin en çalkantılı dönemine ışık tutan ve “Sessizliği Bozan Adam: Ümit Özdağ” isimli belgesel, adeta bir destanı ekranlara taşıyor. Hannibal Barca’nın imkansızı başarmak için söylediği “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız!” sözünü kendine düstur edinen Ümit Özdağ’ın doğumundan bugüne uzanan mücadelesi, belgeselde tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.

Bu yapım, sadece bir biyografi olmanın çok ötesinde; bir fikir savaşçısının, engelleri aşan bir liderin ve "sessizliği bozan" bir sesin hikayesi. Propaganda ya da linçten uzak, belgelerle ve tanıklarla örülen bu eser, Türkiye’nin yakın siyasi tarihine tutulan en güçlü aynalardan biri olma niteliğini taşıyor.

Cesur Muhalifin Destanı, Ümit Özdağ'a Övgüler Yağdırıyor

Belgeselin kahramanı Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, ekranlara yansıyan her karesiyle bir kez daha cesaretin, dik duruşun ve vatan sevgisinin sembolü haline geliyor.

Kendisini tanıyan, yolları kesişen herkesin ortak görüşü: Ümit Özdağ, korkusuz bir aydın, tavizsiz bir milliyetçi ve geleceği gören bir stratejist.

Belgeselde, Özdağ için kullanılan ifadeler adeta birer övgü seli halini alıyor. Kimi için "cesur bir muhalif", kimi için "derin devletin somutlaşmış şekli", kimi içinse "öngörüleri tutan siyaset bilimci" olarak tanımlanan Ümit Özdağ'ın, tüm bu sıfatların ötesinde "Türk siyasetinde farklı bir çığır açtığı" vurgulanıyor.

Belgeselde, Özdağ'ın akademisyen kimliği, kurduğu düşünce kuruluşları ve siyasi kişiliğinin mükemmel bir sentez olduğunun altı çiziliyor.

Bir Başöğretmen Gibi Baba, Bir Kahraman Gibi Evlat

Belgeselde Ümit Özdağ'ın kişiliğinin şekillenmesinde en büyük pay sahibinin babası, 27 Mayıs 1960 darbesini yapan Milli Birlik Komitesi'nin en genç üyesi Muzaffer Özdağ olduğu vurgulanıyor.

Sürgünde Tokyo'da doğan Ümit Özdağ için, "Baba hayatın rutinlerinden ziyade geleceğe yönelik olarak bizi hazırlayan bir başöğretmen gibiydi" ifadeleri kullanılıyor.

Evlerinde her sofranın bir devlet meselesiyle kurulduğu, binlerce kitapla büyüyen Özdağ'ın, daha lise yıllarındaki dik duruşu nedeniyle okuldan atılması, karakterinin ne denli tavizsiz olduğunun ilk sinyallerini veriyor.

Akademisyenlikten Siyasetin Ön Safına

"Beni Ancak Öldürerek Durdurursunuz"

Habere göre belgeselin en dikkat çekici yanlarından biri, Ümit Özdağ'ın sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda derinlikli bir akademisyen olduğunu gözler önüne sermesi.

ASAM’ın kuruluşu, PKK terörü üzerine yazdığı dev eserler, Ortadoğu coğrafyasında sahada yaptığı çalışmalar, onu "Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli güvenlik uzmanlarından biri" konumuna getiriyor.

İsrail'in eski Başbakanı Ehud Olmert'le olan meşhur tartışması, belgeselde "bir diplomatın nasıl davranmayacağına dair ders niteliğinde bir program" olarak nitelendiriliyor.

Belgeselde bir tanığın, "Beni ancak öldürerek durdurursunuz" sözü için "Bu bugün kolay söylenebilir bir laf değil, bu cesaret ister" yorumu dikkat çekiyor.

Özdağ'ın Ergenekon kumpasında 64 sayfa boyunca hedef gösterilmesi, 4 sene boyunca her gün tutuklanma tehdidiyle yaşaması, ancak yine de susmaması, onu "Türk siyasetinin demir iradeli ismi" olarak taçlandırıyor.

Suriyeliler Krizinde Tek Doğru Ses

 "Zafer Partisi Bir Damarı Tespit Etti"

Belgeselin en çarpıcı bölümlerinden biri de şüphesiz Ümit Özdağ'ın Suriyeli sığınmacılar konusundaki kehanet niteliğindeki uyarıları. Belgesele göre, savaşın henüz ilk yılında bu durumun Türkiye için bir "demografik tehdit" oluşturacağını söyleyen ve bu konuda kitaplar yazan tek isim Ümit Özdağ oldu.

Zafer Partisi'nin kuruluşuyla birlikte bu meselenin fitilini ateşleyen Özdağ, belgeselde şu sözlerle anılıyor: "Zafer Partisi kurulana kadar hiçbir siyasetçi bu topa girmedi. Ümit Özdağ, toplumda siyasetin tespit edemediği bir damarı tespit etti."

Haberde, iktidardan muhalefete tüm partilerin artık "Suriyelileri göndermek" üzerinden siyaset yapmasının, Ümit Özdağ'ın bu konudaki ne kadar haklı ve ileri görüşlü olduğunun en büyük kanıtı olduğu vurgulanıyor.

Silivri Direnişi, Bülbülü Kestiler Ama Sesini Kesemediler

Belgeselin son bölümleri, Ümit Özdağ'ın 21 Ocak 2025'te başlayan Silivri günlerine ayrılıyor. Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla başlatılan sürecin aslında "Zafer Partisi'ni susturma operasyonu" olduğu belirtiliyor.

Belgeselde, Özdağ'ın tutuklanmasının ardından Zafer Partililerin Silivri önünde kurduğu "Zafer Otağı" ve 5 ay boyunca 24 saat süren nöbet, "Türk milletinin haksızlık karşısındaki eşsiz direnişi" olarak nitelendiriliyor.

"Bülbülü kestiler ama sesini kesemediler" yorumuyla anlatılan bu süreçte, Ümit Özdağ'ın tahliye olduktan sonraki ilk sözü "Açıklamam nerede kalmıştı? Oradan devam edeceğiz" oluyor.

Bu söz, belgeselin ana fikrini "Sessizliği Bozan Adam" temasıyla bir kez daha pekiştiriyor.

Büyük Tarihçinin Öngörüsü, "Geleceğin Lideri"

Belgeselin sonunda, merhum büyük tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık'ın 2007 yılında Ümit Özdağ'a gönderdiği "Atatürk ve Demokratik Türkiye" kitabına düştüğü not ekranlara yansıyor: "Geleceğin Lideri Prof. Dr. Ümit Özdağ'a en iyi dileklerimle."

Bu not, belgeselin de son sözü niteliğinde: "Belki de büyük tarihçinin bu öngörüsünün nedeni, Ümit Özdağ'ın Türkiye'yi çevreleyen ateş çemberini aşmasını sağlayacak bilgi ve donanıma sahip tek siyasetçi olduğunu görmesiydi." Belgesel, "Sessizliği Bozan Adam" ın bu yolculuğunun henüz bir finali olmadığını, bunun "açık bırakılmış bir kayıt" olduğunu söyleyerek son buluyor.

Teşekkürler,

Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, İpek Özbey, Barış Terkoğlu, Prof. Dr. Hasan Köni, Gülay Kaloğlu, Cezmi Polat, Prof. Dr. Ali Şehirlioglu, Azmi Karamahmutoğlu, Seyit Yücel, Koray Yücel, Doç. Dr. Serhat Erkmen, Prof. Dr. Hilal Özdağ, Dr. Savaş Özdağ, Mustafi Tümgeneral Yaşar Karagöz, Ozza Galata, Mevzulab, Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya saygı ve rahmetle.

yilmazparlar@yahoo.com

About Ümit Özdağ's Documentary

"We Will Either Find a Way or Make One" – A Historic Documentary About "The Man Who Broke the Silence" of Turkish Politics

Shedding light on the most turbulent period of Turkish political history, the documentary titled "The Man Who Broke the Silence: Ümit Özdağ" brings an epic story to the screen. Taking Hannibal Barca's famous words – spoken to achieve the impossible – as his motto – "We will either find a way or make one" – Ümit Özdağ's struggle from his birth to the present day is laid bare in all its rawness.

This production is far more than just a biography; it is the story of a warrior of ideas, a leader who overcomes obstacles, and a voice that "breaks the silence." Neither propaganda nor lynching, but built with documents and witnesses, this work stands as one of the most powerful mirrors held up to Turkey's recent political history.

An Epic of a Courageous Dissident

A Cascade of Praise for Ümit Özdağ

The hero of the documentary, Victory Party (Zafer Partisi) Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ, becomes once again the symbol of courage, upright stance, and love for the homeland with every frame reflected on the screen. The common opinion of everyone who knows him or whose path has crossed his is this: Ümit Özdağ is a fearless intellectual, an uncompromising nationalist, and a strategist who sees the future.

The expressions used for Özdağ in the documentary turn into a cascade of praise. Described by some as a "courageous dissident," by others as the "embodied form of the deep state," and by still others as a "political scientist whose predictions come true," it is emphasized that Ümit Özdağ, beyond all these titles, "has blazed a new trail in Turkish politics." The documentary underlines that Özdağ's identity as an academic, the think tanks he founded, and his political personality form a perfect synthesis.

A Father Like a Head Teacher, A Son Like a Hero

The documentary emphasizes that the biggest share in shaping Ümit Özdağ's personality belongs to his father, Muzaffer Özdağ, the youngest member of the National Unity Committee that carried out the coup d'état of May 27, 1960. For Ümit Özdağ, who was born in exile in Tokyo, his father is described with these words: "He was like a head teacher who prepared us for the future rather than the routines of life."

The fact that Özdağ, who grew up in a home where every dinner table was set with a matter of state and surrounded by thousands of books, was expelled from school in his high school years due to his upright stance gives the first signals of just how uncompromising his character is.

From Academia to the Frontlines of Politics

 "You Can Only Stop Me by Killing Me"

According to the news, one of the most striking aspects of the documentary is that it reveals Ümit Özdağ is not just a politician but also a profound academic. The establishment of ASAM, his major works on PKK terrorism, and his field studies in the Middle East geography position him as "one of the most important security experts Turkey has ever raised." His famous debate with former Israeli Prime Minister Ehud Olmert is described in the documentary as "a lesson in how a diplomat should not behave."

A witness's comment on Özdağ's words "You can only stop me by killing me" draws attention: "This is not an easy thing to say today, this takes courage." Özdağ being targeted throughout 64 pages in the Ergenekon conspiracy, living under the threat of arrest every single day for 4 years, yet still not remaining silent, crowns him as "the iron-willed name of Turkish politics."

The Only Correct Voice in the Syrian Crisis

 "The Victory Party Identified a Vein"

One of the most striking parts of the documentary is undoubtedly Ümit Özdağ's prophetic warnings about Syrian refugees. According to the documentary, the only person who said, in the very first year of the war, that this situation would pose a "demographic threat" to Turkey and wrote books on the subject was Ümit Özdağ. Özdağ, who ignited this issue with the establishment of the Victory Party, is mentioned in the documentary with these words: "Until the Victory Party was founded, no politician had stepped into this arena. Ümit Özdağ identified a vein that politics could not detect in society."

The news emphasizes that all parties, from the government to the opposition, now making politics over "sending the Syrians back" is the biggest proof of how right and far-sighted Ümit Özdağ has been on this issue.

The Silivri Resistance, They Cut the Nightingale But Couldn't Silence Its Voice

The final parts of the documentary are devoted to Ümit Özdağ's days in Silivri, which began on January 21, 2025. It is stated that the process initiated on charges of insulting the president was actually "an operation to silence the Victory Party." In the documentary, the "Victory Tent" set up by Victory Party members in front of Silivri after Özdağ's arrest and the 24-hour vigil that lasted for 5 months are described as "the unique resistance of the Turkish nation against injustice."

In this process, described with the comment "They cut the nightingale but couldn't silence its voice," Ümit Özdağ's first words after his release were "Where did I leave off? We will continue from there." These words once again reinforce the documentary's main theme of "The Man Who Broke the Silence."

The Great Historian's Prediction, "The Leader of the Future"

At the end of the documentary, the note written by the late great historian Prof. Dr. Halil İnalcık in the book "Atatürk and Democratic Turkey," which he sent to Ümit Özdağ in 2007, appears on the screen: "With my best wishes to the Leader of the Future, Prof. Dr. Ümit Özdağ."

This note serves as the documentary's final word: "Perhaps the reason for the great historian's foresight was that he saw Ümit Özdağ as the only politician with the knowledge and equipment to overcome the ring of fire surrounding Turkey." The documentary ends by saying that this journey of "The Man Who Broke the Silence" does not yet have a finale, that this is "an open-ended recording."

Thank you,

Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, İpek Özbey, Barış Terkoğlu, Prof. Dr. Hasan Köni, Gülay Kaloğlu, Cezmi Polat, Prof. Dr. Ali Şehirlioglu, Azmi Karamahmutoğlu, Seyit Yücel, Koray Yücel, Assoc. Prof. Dr. Serhat Erkmen, Prof. Dr. Hilal Özdağ, Dr. Savaş Özdağ, Retired Major General Yaşar Karagöz, Ozza Galata, Mevzulab, with respect and mercy to Prof. Dr. İlber Ortaylı.

yilmazparlar@yahoo.com


24.3.26

İKSV-45. İstanbul Film Festivali -Yılmaz Parlar

  İKSV-İstanbul Film Festivali Yine Sahneye Çıkıyor

Sinemanın Birleştirici Gücü

 Dünyanın dört bir yanında kültürler arasında köprü kuran film festivalleri, yalnızca sinema sanatının değil, aynı zamanda toplumsal diyalogun, yaratıcılığın ve evrensel anlatının en güçlü platformları arasında yer alıyor.

İstanbul gibi tarihsel ve kültürel zenginliğiyle öne çıkan bir metropolde düzenlenen İstanbul Film Festivali ise, bu anlamda sadece bir etkinlik değil; şehrin ruhunu beyaz perdeye taşıyan büyük bir sanat şöleni niteliği taşıyor.

Türkiye’nin kültür-sanat alanındaki en köklü kurumlarından biri olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 45 yıldır sürdürdüğü İstanbul Film Festivali ile hem ulusal hem de uluslararası sinema dünyasına yön vermeye devam ediyor.

Genç sinemacılara sunduğu fırsatlar, uluslararası iş birlikleri ve kültürel çeşitliliğe verdiği önemle İKSV, yalnızca bir organizatör değil; aynı zamanda sinemanın gelişimine katkı sunan güçlü bir kültür elçisi olarak öne çıkıyor.

45. İstanbul Film Festivali Basına Tanıtıldı

45.İstanbul Film Festivali’nin programı, 23 Mart 2026 Pazartesi günü The Marmara Hotelde düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı.

9–19 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, bu yıl da sinemaseverlere dopdolu bir program sunmaya hazırlanıyor.

Toplantıya; İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak , Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan , Festival Direktörü Kerem Ayan Köprüde Buluşmalar Yöneticisi Pınar Evrenosoğlu katılarak festivalin detaylarını paylaştı.

 Festivalin Güçlü Destek Ağı

Festival, ana sponsor N Kolay desteğiyle hayata geçirilirken, birçok önemli kurum ve marka da organizasyona katkı sağlıyor.

Yüksek katkı sağlayan kuruluşlar arasında Anadolu Efes yer alırken; Kahve Dünyası, Zurich Sigorta, CUPRA ve daha birçok marka festival partnerleri arasında bulunuyor.

Festival mekânları ise İstanbul’un iki yakasına yayılıyor.
Beyoğlu’nda Atlas 1948 ve Beyoğlu Sineması, Kadıköy’de Sinematek/Sinema Evi ve Nautilus, Şişli’de ise City’s Nişantaşı sinemaseverleri ağırlayacak.

İKSV’den Gurur ve Vizyon Mesajı

İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak, konuşmasında festivalin 45 yıllık yolculuğuna vurgu yaparak şunları söyledi:

“Festivalin Türkiye’nin en büyük sinema etkinliklerinden biri olduğunu , Uluslararası yarışmalarla sinemacılara görünürlük sağladığını, Genç sanatçıların desteklenmesinin öncelikli hedefleri arasında yer aldığını, gençlere özel uygun fiyatlı bilet uygulamasının bu yıl da devam edeceğini belirtti.”

Ana Sponsor N Kolay’dan Kültüre Destek Vurgusu

Aktif Bank Genel Müdürü Ayşegül Adaca Oğan ise festivalin toplumsal etkisine dikkat çekerek:

“Sinemanın evrensel diliyle insanları bir araya getirdiğini , Kültürel çeşitliliği ve yaratıcı üretimi desteklemenin önemini, Bu iş birliğinin sürdürülebilirlik vizyonlarının bir parçası olduğunu ifade etti.”

Köprüde Buluşmalar 27. Yılında

Festival kapsamında düzenlenen ve sektörün en önemli platformlarından biri olan “Köprüde Buluşmalar”, bu yıl 27. yaşını kutluyor.

Pınar Evrenosoğlu’nun açıklamalarına göre: 14–16 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek

60’tan fazla uluslararası sektör temsilcisi katılacak 23 proje sunulacak , Türkiye’nin yanı sıra İran, Gürcistan ve Arnavutluk’tan projeler yer alacak

Platform, sinemacılara uluslararası ortak yapım fırsatları sunmaya devam ediyor.

Festival Programı,  Zengin ve Çok Katmanlı

45.İstanbul Film Festivali’nde öne çıkan bölümler:

N Kolay Galaları, Sezonun merak edilen filmleri

Genç Ustalar, Yeni nesil yönetmenler

Belgesel Kuşağı, Güncel konulara odaklanan yapımlar

Devriâlem, Dünya sinemasından seçkiler

Heyula,  Deneysel ve sınırları zorlayan filmler

Dünden Bugüne Klasikler, Restore edilmiş kült yapımlar

Açılış Filmi, “Üç Veda”

Festivalin açılışı, Katalan yönetmen Isabel Coixet imzalı “Three Goodbyes / Üç Veda” filmiyle yapılacak.

Başrollerinde Alba Rohrwacher ve Elio Germano yer aldığı film, duygusal anlatımıyla dikkat çekiyor.

Yarışmalar ve Ödüller

Festival kapsamında: Altın Lale Yarışması , Yeni BakışlarKısa Film Yarışması  gibi bölümlerle yerli ve yabancı sinemacılar desteklenmeye devam edecek.

 İstanbul, Film Gibi Şehir

Bu yıl festival, “İstanbul, film gibi şehir. Kendisi de festivali de soluksuz izlenir” mottosuyla sinemaseverlerle buluşacak.

İstanbul’un kaotik ama büyüleyici yapısı, festivalin konseptinde bir film platosu gibi ele alınarak sinema ile şehir arasında güçlü bir bağ kuruluyor.

İstanbul Yine Sinemanın Kalbi Olacak

45. İstanbul Film Festivali, yalnızca film gösterimlerinden ibaret olmayan; genç yetenekleri destekleyen, uluslararası iş birlikleri yaratan ve İstanbul’u küresel sinema haritasında güçlü bir noktaya taşıyan dev bir kültür organizasyonu olarak dikkat çekiyor.

9–19 Nisan tarihleri arasında İstanbul, bir kez daha sinemanın büyüsüyle nefes alacak.

yilmazparlar@yahoo.com

IKSV – Istanbul Film Festival Takes the Stage Again

The Unifying Power of Cinema

Film festivals, which build bridges between cultures all around the world, stand out as some of the most powerful platforms not only for the art of cinema but also for social dialogue, creativity, and universal storytelling.

The Istanbul Film Festival, held in a metropolis distinguished by its historical and cultural richness like Istanbul, is not merely an event in this sense; it is a grand celebration of art that brings the spirit of the city to the silver screen.

One of Türkiye’s most well-established cultural institutions, Istanbul Foundation for Culture and Arts, has been shaping both the national and international cinema scene for 45 years through the Istanbul Film Festival.

With the opportunities it offers to young filmmakers, its international collaborations, and its commitment to cultural diversity, IKSV stands out not only as an organizer but also as a powerful cultural ambassador contributing to the development of cinema.

45th Istanbul Film Festival Introduced to the Press

The program of the 45th Istanbul Film Festival was announced to the public at a press conference held on Monday, March 23, 2026, at The Marmara Hotel.

The festival, which will take place between April 9–19, 2026, is once again preparing to offer a rich and diverse program for cinema lovers.

Speakers at the press conference included IKSV Deputy Director General Yeşim Gürer Oymak, Aktif Bank CEO Ayşegül Adaca Oğan, Festival Director Kerem Ayan, and Meetings on the Bridge Manager Pınar Evrenosoğlu, who shared the details of the festival.

A Strong Network of Support

The festival is made possible with the main sponsorship of N Kolay, alongside the support of numerous institutions and brands.

Among the major contributors is Anadolu Efes, while Kahve Dünyası, Zurich Insurance, CUPRA, and many other brands are listed among the festival partners.

Festival venues are spread across both sides of Istanbul.
Atlas 1948 and Beyoğlu Cinema in Beyoğlu, Sinematek/Sinema Evi and Nautilus in Kadıköy, and City’s Nişantaşı in Şişli will host audiences.

A Message of Pride and Vision from IKSV

IKSV Deputy Director General Yeşim Gürer Oymak emphasized the 45-year journey of the festival, stating that:

“The festival is one of the largest cinema events in Türkiye, provides visibility to filmmakers through international competitions, prioritizes the  support of young artists, and continues to offer affordable ticket options for young audiences this year as well.”

Cultural Support from Main Sponsor N Kolay

Aktif Bank CEO Ayşegül Adaca Oğan highlighted the social impact of the festival, stating:

“Cinema brings people together through its universal language, supports cultural diversity and creative production, and this collaboration is part of our sustainability vision.”

Meetings on the Bridge Celebrates Its 27th Year

“Meetings on the Bridge,” one of the most significant industry platforms within the festival, celebrates its 27th year.

According to Pınar Evrenosoğlu:
It will be held between April 14–16,
More than 60 international industry representatives will attend,
23 projects will be presented,
Projects from Iran, Georgia, and Albania will be included alongside Türkiye.

The platform continues to provide international co-production opportunities for filmmakers.

Festival Program: Rich and Multi-Layered

Highlights of the 45th Istanbul Film Festival include:

N Kolay Galas, Highly anticipated films of the season

Young Masters, New generation directors

 Documentary Section,  Productions focusing on current issues

 Around the World,Selections from world cinema

 Heyula, Experimental and boundary-pushing films

 Classics Revisited, Restored and cult films

 Opening Film, “Three Goodbyes”

The festival will open with “Three Goodbyes / Üç Veda,” directed by Isabel Coixet.

Starring Alba Rohrwacher and Elio Germano, the film draws attention with its emotional narrative.

Competitions and Awards

Within the scope of the festival:
Golden Tulip Competition, New Perspectives, and Short Film Competition will continue to support both local and international filmmakers.

İstanbul, A City Like a Film

This year, the festival meets audiences with the motto:
“Istanbul, a city like a film. Both the city and the festival are breathtaking to watch.”

The chaotic yet mesmerizing nature of Istanbul is presented as a film set within the festival’s concept, establishing a strong connection between cinema and the city.

Istanbul Will Once Again Be the Heart of Cinema

The 45th Istanbul Film Festival stands out as a major cultural event that goes beyond film screenings—supporting young talents, fostering international collaborations, and positioning Istanbul as a key player on the global cinema map.

Between April 9–19, Istanbul will once again breathe with the magic of cinema.

yilmazparlar@yahoo.com

11.3.26

L'été de Jahia- Jahia’nın Yazı-Yılmaz Parlar

 

L'été de Jahia- Jahia’nın Yazı

Savaşın Gölgesinde Göç Gerçeği

Jahia’nın Yazı” İstanbul’da Sinemaseverlerle Buluştu

Savaşların yarattığı yıkım yalnızca cephelerde kalmıyor; milyonlarca insanın hayatını kökten değiştirerek onları göç yollarına sürüklüyor. Günümüz dünyasında savaşın en acı sonuçlarından biri olan zorunlu göç, özellikle çocukların hayatında derin izler bırakıyor. İşte bu dramatik gerçeği insan hikâyeleri üzerinden anlatan “Jahia’nın Yazı” filmi, İstanbul’da sinemaseverlerle buluştu.

İstanbul’da kültür ve sanat hayatına önemli katkılar sunan Frankofon Film Festivali, farklı coğrafyalardan güçlü hikâyeleri sinemaseverlerle buluşturmaya devam ediyor.

Festival kapsamında Fransa, Belçika ve Lüksemburg ortak yapımı “Jahia’nın Yazı” filmi İstanbul’da izleyiciyle buluştu.

Gösterim, Institut français Türkiye ile Belçika İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle gerçekleştirildi ve İstanbul’daki sinema ile kültür-sanat çevrelerinden yoğun ilgi gördü.

Film Öncesi Açılış Konuşmaları

Film gösterimi öncesinde Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, Belçika’nın İstanbul Başkonsolosu Tim Van Anderlecht ve filmin yönetmeni Olivier Meys birer açılış konuşması gerçekleştirdi.

Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton konuşmasında, yönetmen Olivier Meys’e İstanbul’a geldiği için teşekkür ederek filmin gençlik, sürgün ve kimlik temalarını son derece etkileyici bir şekilde ele aldığını ifade etti.

Belçika İstanbul Başkonsolosu Tim Van Anderlecht ise yönetmen Olivier Meys’i yaklaşık 20 yıldır tanıdığını belirterek, sinema kariyerinde önemli çalışmalara imza attığını söyledi. Anderlecht konuşmasında göç konusunun hem Türkiye hem de Avrupa açısından önemli bir toplumsal gerçeklik olduğuna dikkat çekti.

Yönetmen Olivier Meys ise konuşmasında Türkiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, filmin farklı kültürlerden gelen iki genç kız arasındaki dostluğu anlatarak insanları birbirine bağlayan ortak değerleri ortaya koymayı amaçladığını ifade etti.

Göç, Dostluk ve Umudun Hikâyesi

91 dakikalık film, savaşın gölgesinde geçen bir çocukluk hikâyesini etkileyici bir anlatımla beyaz perdeye taşıyor. Filmde, Sahel bölgesindeki savaştan annesiyle birlikte kaçan 15 yaşındaki Jahia’nın hayat mücadelesi anlatılırken, Beyaz Rusya’dan ayrılmak zorunda kalan Mila ile yollarının kesişmesiyle gelişen güçlü dostluk dikkat çekiyor.

Farklı geçmişlere sahip iki genç kızın yalnızlıklarının kesiştiği bu yaz, onların hayatında unutulmaz bir dönüm noktasına dönüşüyor.

Film, göç, kimlik, aidiyet ve umut gibi evrensel temaları sade ama güçlü bir sinema diliyle ele alıyor.

Yönetmen Olivier Meys ile Söyleşi

Gösterimin ardından filmin yönetmeni Olivier Meys ile bir söyleşi gerçekleştirildi. Yönetmen Meys, filmin ortaya çıkış sürecini, göç teması üzerine yaptığı araştırmaları ve karakterlerin duygusal dünyasını izleyicilerle paylaştı.

Söyleşi bölümünde katılımcılar yönetmene filmle ilgili çeşitli sorular yöneltirken, göç ve savaş konularının sinema aracılığıyla insani bir perspektiften ele alınmasının önemine dikkat çekildi.

Değerlendirmeye  Gelince;

Gösterim sonrasında değerlendirmede bulunmamıza gelince; Gazeteci olarak, filmin verdiği mesajın yalnızca sinema açısından değil, insanlık açısından da önemli olduğunu vurgulamak isterim .

Bu tür filmler insanların, daha doğrusu özellikle politikacıların savaş konusundaki bakışını etkileyebilirse, belki de dünyada milyonlarca insanın yaşadığı göç dramı yaşanmaz.

Sinema bazen politikadan daha güçlü bir vicdan çağrısı yapabilir. Şeklinde diyebilirim.

Frankofon Film Festivali kapsamında düzenlenen bu özel gösterim, savaşın tetiklediği göç dramını insani bir bakış açısıyla ele almasıyla izleyiciler üzerinde güçlü bir etki bıraktı.

yilmazparlar@yahoo.com

L'été de Jahia- Jahia’s Summer

War, Migration and Humanity

 “Jahia’s Summer” Meets Cinema Lovers in Istanbul

Wars do not only destroy cities and societies; they also force millions of people to leave their homes and begin uncertain journeys of migration. One of the most painful consequences of war today is the displacement of families and children. The film “Jahia’s Summer” brings this reality to the screen through a deeply human story.

The screening was held within the Francophone Film Festival and organized by Institut français Türkiye in cooperation with the Belçika İstanbul Başkonsolosluğu.

Opening Remarks

Before the screening, opening speeches were delivered by Nadia Fanton, Tim Van Anderlecht and the film’s director Olivier Meys.

They emphasized that the film explores themes such as youth, exile, identity and migration, and highlights the importance of human connections across cultures.

A Story of Migration, Friendship and Hope

The 91-minute film tells the story of 15-year-old Jahia, who escapes the war in the Sahel region with her mother, and Mila, who leaves Belarus with her family. During one summer, their loneliness intersects and a powerful friendship emerges.

Through this emotional narrative, the film explores universal themes such as migration, identity, belonging and hope.

Discussion with Director Olivier Meys

After the screening, director Olivier Meys joined the audience for a Q&A session and shared insights about the inspiration behind the film and the emotional depth of its characters.

Regarding the Evaluation

As for providing an evaluation after the screening: As a journalist, I would like to emphasize that the film's message is important not only from a cinematic perspective but also from a humanitarian standpoint.

If films like this can influence people's—more specifically, politicians'—perspectives on war, perhaps the tragedy of migration experienced by millions of people in the world could be avoided.

Cinema can sometimes make a more powerful appeal to conscience than politics.

This special screening, organized as part of the Francophone Film Festival, left a strong impact on the audience by addressing the tragedy of migration triggered by war from a humanistic perspective.

yilmazparlar@yahoo.com

14.12.25

13. İpekyolu Film Festivali İstanbul’da Başladı-Yılmaz Parlar

  

13. Uluslararası İpekyolu Film Festivali İstanbul’da Başladı

Açılış 10 Aralık 2025 Çarşamba Akşamı Beyoğlu Sineması’nda Gerçekleşti

Uluslararası İpekyolu Kültür, Sanat ve Eğitim Vakfı tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteği ve SETEM’in iştirakiyle düzenlenen 13. Uluslararası İpekyolu Film Festivali10 Aralık 2025 Çarşamba akşamı Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirilen açılış töreniyle başladı.

İstanbul’u bir kez daha farklı coğrafyaların sinema diliyle buluşturan festival, 10–15 Aralık 2025 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.

9 Ülkeden Yaklaşık 50 Film Festivalde Yarışıyor

Bu yıl festival seçkisinde;
Türkiye, Çin, Hindistan, İran, Kırgızistan, İtalya, Brezilya, Belarus ve Peru olmak üzere 9 ülkeden yaklaşık 50 finalist film yer alıyor. Ulusal ve uluslararası yapımlar, kültürler arası sinema köprüsünü İstanbul’da kuruyor.

Sinemada Şiirsel Gerçeklik Söyleşisi İlgi Çekecek

Festival kapsamında, 12 Aralık 2025 Perşembe günü saat 16.00’da,
“Sinemada Şiirsel Gerçeklik ve İran Şiiri” başlıklı söyleşi düzenlenecek.

Beyoğlu Sineması’nda gerçekleştirilecek etkinliğe;
Nurduran Duman ve Rıza Sönmez konuşmacı olarak katılacak.

Şafak Tavkul Anma Programı Düzenlenecek

2021 yılında hayatını kaybeden; animatör, yönetmen, müzisyen ve akademisyen Şafak Tavkul, festival kapsamında özel bir programla anılacak.

13 Aralık 2025 Cumartesi günü,
15.00–17.00 saatleri arasında,
Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda gerçekleştirilecek anma etkinliği, sinema dünyasından isimleri ve izleyicileri bir araya getirecek.

 


Film Gösterimleri ve Yönetmen Söyleşileri

Ulusal ve Uluslararası Seçki film gösterimleri,
11–14 Aralık 2025 tarihleri arasında Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda izleyiciyle buluşacak.

Gösterimlerin ardından, filmlerin yönetmenleriyle söyleşiler gerçekleştirilecek.

Festival Ödül Töreniyle Sona Erecek

Uluslararası İpekyolu Film Festivali,
15 Aralık 2025 Pazartesi günü saat 19.00’da,
Atlas 1948 Sineması’nda düzenlenecek ödül töreniyle sona erecek.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da sinemaya emek vermiş duayen bir isme SETEM Emek Ödülü takdim edilecek.

yilmazparlar@yahoo.com    






#İpekyoluFilmFestivali, #13İpekyoluFF, #BeyoğluSineması, #Atlas1948, #TürkSineması, #DünyaSineması, #SETEM, #SinemaKültürü, #UluslararasıFilmFestivali, #İstanbulSanat,


7.12.25

Serial Bridges İstanbul 2025-Yılmaz Parlar

  

Uluslararası Dizi Endüstrisinin Kalbi Bu Yıl Da İstanbul’da Attı

Netflix’in katkılarıyla 5 Aralık 2025 Cuma günü Institut Français İstanbul’da düzenlenen Serial Bridges İstanbul tanıtımları, proje sunumları ve ödül töreni, uluslararası dizi sektörünü bir kez daha İstanbul’da buluşturarak büyük ilgi gördü.

Series Mania Institute, Institut français Türkiye ve m2 Film Lab ortaklığında düzenlenen bu prestijli program, bölgenin en yaratıcı yapımcı ve yazarlarını dünyanın önde gelen dizi uzmanlarıyla aynı masa etrafında topladı.

4 Ülkeden 8 Proje Uluslararası Standartlarda Geliştirildi

Türkiye, İran, Azerbaycan ve Gürcistan’dan seçilen 8 güçlü dizi projesi, beş gün boyunca sektörel sunumlar, birebir mentorluklar ve masterclass’lar eşliğinde geliştirildi.
Projelerin 5’i Türkiye’den gelirken, diğer 3 proje yakın coğrafyanın farklı anlatı geleneklerini temsil etti.

Katılımcılar, Senaryo Mentoru Nuran Evren ŞitYapım Mentoru Leona Connell eşliğinde uluslararası dizi piyasasının dinamikleri, ortak yapım modelleri ve proje sunum teknikleri üzerine kapsamlı bir eğitim aldı.

“Dizileri Hayata Geçirmenin İlk Adımı, Doğru Ortaklıklar”

Programın en dikkat çeken çıktılarından biri uluslararası işbirliğini güçlendirme hedefi oldu.

Institut français Görsel-İşitsel İşbirliği Ataşesi Florent Signifredi, bu yıl bölgesel formatla daha fazla etkileşim sağlandığını belirterek, programın Avrupa ve dünya pazarına açılan bir köprü görevi gördüğünü ifade etti.

Senaryo mentoru Nuran Evren Şit, atölyenin amacını şu sözlerle özetledi:
“Bu etkinliğin amacı, projelerin hayata geçebilmesi için uluslararası ortaklıklar kurmak, hikâyeleri doğru platformlara ulaştırmak.”

Series Mania Institute Program Direktörü Pierre Ziemniak ise günümüz dizi endüstrisinde finansman ve üretim süreçlerinin zorluğuna dikkat çekerek uluslararası ortak yapımların kaçınılmaz bir model haline geldiğini söyledi.

Dünya Devi Platformlar ve Sektörün En Büyük İsimleri İstanbul’daydı

Program boyunca Gain Medya, Inter Medya, Fremantle, HBO Max, OGM Pictures ve Netflix gibi sektör devleri;
pitching stratejileri, satış modelleri, global trendler ve ortak finansman formülleri üzerine özel oturumlar gerçekleştirdi.

Jens Richter (Fremantle), Gizem Elgün (Gain Medya), Deniz Şaşmaz Oflaz (Warner Bros Discovery), Hasret Özcan (Inter Medya) ve Suzan Güverte (Ay Yapım) gibi önemli isimler deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.

Final Günü, Sunumlar, Büyük Ödül ve Networking Kokteyli

5 Aralık Cuma günü Institut Français İstanbul’da düzenlenen kapanış töreni, Series Mania Forum Direktörü Leticia Godinho’nun uluslararası dizi pazarının geleceğine dair kapsamlı sunumuyla başladı.

Ardından 8 ekip projelerini;

Arya Su Altıoklar (Netflix Türkiye)

Ayşıl Özmen (OGM Pictures)

Leticia Godinho (Series Mania)

gibi önemli temsilcilerin yer aldığı jüriye sundu.

Gecenin en heyecan verici anı ise ödül açıklamasıydı.
“IMBROS” (Ozan Yoleri – Alara Hamamcıoğlu / Vigo Film & Faro), 2025 Series Mania Forum’a doğrudan katılım hakkı kazandı. Bu hak, projenin Avrupa’daki en büyük dizi marketlerinden birinde uluslararası alıcılarla buluşmasını sağlayacak.

Netflix Katkılarıyla Gerçekleşen Networking Kokteyli Sektörü Buluşturdu

Tören sonrasında gerçekleşen Netflix destekli networking kokteyli, yerli ve yabancı birçok yapımcı, yönetici ve dağıtımcının bir araya geldiği güçlü bir endüstri buluşmasına dönüştü. Yeni iş birliklerinin temelleri burada atıldı, geleceğin projeleri masaya yatırıldı.

İstanbul, Uluslararası Dizi Pazarının Yeni Bölgesel Merkezi Oluyor

İkinci yılında çok daha güçlü bir içerik ve sektör katılımıyla gerçekleşen Serial Bridges İstanbul;
Türkiye ve çevre ülkelerin yaratıcı gücünü dünya pazarına taşımak üzere önemli bir rol üstleniyor.

Geçen yıl geliştirilen projelerin bir kısmının üretime geçmesi, programın etkinliğinin en net göstergesi.
Bu yılki sonuçların da benzer bir ivme yaratması bekleniyor.

İstanbul, artık yalnızca bir çekim merkezi değil; aynı zamanda uluslararası dizi üretiminin yaratıcı laboratuvarı.

yilmazoarlar@yahoo.com